Oku

Asla Vazgeçmek Yok!

“Her zaman sizin güçlü olduğunuzu hissetmeli. Ona karşı zayıfsanız istediklerinizi asla yaptıramazsınız.”

Burada “O” diye bahsettiğim kişi kim sizce?

Evcil hayvanınız, öğretmenseniz öğrencileriniz, eşiniz, anneniz, kardeşiniz… Hepsi olabilir.

Benim tarif ettiğim “O” ise otizmli bir çocuk.

Bir terapistimiz her görüşmemizde tekrarlıyordu:

Disiplin, disiplin, disiplin.

Otorite, otorite, otorite.

Sabır, sabır, sabır.

Ben kendi adıma, bu üç üçlemeden sadece birini uygulayabildim, o da sabır, sabır, sabır.

Kağan açken “yemeyceeek!” dedi, çorba kasesini bir kenara ittim, patates kızarttım, elma soydum, ekmeğine nutella sürdüm. Onun da istediği buydu, hepsini yaptım ve böylece ekmeğine madden nutella, manen yağ sürmüş oldum.

İşte yapılmaması gerek davranışlardan biri de buydu; onun özel bir çocuk olması, ona ayrıcalıklı davranılması, önüne tüm özgürlüğün sunulması demek değildi.

Size bazı önerlerim var ama unutmayın ki ben bir uzman değilim; ne bir pedagog, ne bir öğretmen, ne bir özel eğitimci. Sadece özel çocuğa sahip olmanın getirdiği deneyimlerim var.

Önerilerim; düşünürsek sadece özel değil tüm çocuklara uygulanırsa kısa zamanda öğrenmelerini, uyum sağlamalarını, işe yarıyor hissetmelerini sağlayacak bir kaç öneri.

Otizmli bir çocuk görseniz bir yerde, onun diğer çocuklardan farklı olduğunu düşünmenizin tek bir sebebi var bence, sergilediği davranış bozuklukları yani problemli davranışlar. Çocuklar neden davranış bozukluğu sergiler? Bunu öğrenmemiz gerek, bizlere anlatılmalı.

“Çocuk boşsa, yapacak bir şeyi olmadığında normal olmayan davranışlar sergiler.” demişti bana sabır, otorite ve disiplini öğütleyen terapistimiz.

Otizmli bir çocuğun kendi dünyası olduğu söylenir, bu dünyada mutludur çocuk, güler, eğlenir, güvende hisseder, evde dolanır durur. Çocuk bu dünyaya dalmışken sorun da çıkarmaz, çekmeceleri karıştırmaz, duvardaki boyaları soymaz, camdan aşağıya kitapları atmaz. Çocuk bu dünyada mutludur ya, sizin ona seslenmenizden dahi hoşlanmaz, öyle ya “Bana sesleniyorsa kesin benden bir beklentisi var!”

Yorulur, ağlar, üzülür, zorlanır, inat eder, yapmaz, yapamaz diye düşünmeyeceğiz.

“ASLA VAZGEÇMEK YOK!”

Biz, o boş kalarak kendi dünyasına dalmasın diye, çamaşır astıracağız, paspas ettireceğiz, toz aldıracağız, sofra kurduracağız. Ohhh! mu dediniz?

Hayırrr!

Tabi ki bu sizin iş yapmayıp yan gelip yatmanızı sağlamayacak, bilakis her yer köpüklü su olacak, güvende mi diye peşinde olacaksınız, yani size yine oturmak haram. Hem üzülmeyin hangi anneye değil ki. Yanlış yaptıysa göstereceksiniz, öğrenene kadar bıkmadan usanmadan beraber yapacaksınız.

Şimdi çağırın yanınıza haydi başlıyoruz!

Kağaaan, Zeki’nin çoraplarını al, kirli sepetine at! (Çoklu görev)

Kağaaan, bu senin tişörtün, tut, giy! (Ben kavramı)

Kağaaan, haydi git babanın mavi kalemini getir! (Renk kavramı)

Previous Post Next Post

You Might Also Like

3 Comments

  • Reply War İronhand 9 Nisan 2015 at 16:38

    Gözümü kapattığımda Kağan’ın neler yaptığını hayal eder gibiyim..

    Televizyon izliyorsa, içine girecek kadar heyecanlı ya da Nutella kavanozunu bulamamış elleri tedirginlikte…

    Belki sadece kumandayı bir yerlere tıkıştırma derdinde…

    Aslında gözümü açtığımda da Kağan’ı görür gibiyim..

    Yok ya görüyorum….Vallahi görüyorum…

    Evimde koşturuyor, E koşturacak tabi..

    Çünkü o benim yeğenim…

    Konuşana dek, yüreğime sızıyla değenim

  • Reply zuhal 14 Nisan 2015 at 15:31

    Her çocuk özel,her çocuk her an ilgi bekliyor.Mesele kendi beynimizdeki kalıplaları sorgulamakta.Bazı çocuk bir şeyi bir defada bazısı beş bazısı da on defada anlar.Ve bunlardan biri otistik,down,aspergus vs. olabilir.Biliyorum yol uzun ve dar.Ama anneliğin neresi kolay?Rahme düştüğü andan gözünü kapayacağın ana kadar o yol dar,uzun ve senin duygu durumunla iklimleniyor bilesin…Güzel yazı Özlem:)

  • Reply Gamze 15 Nisan 2015 at 13:13

    Özlemcim bloğun hayırlara vesile olsun 🙂 Çok keyifli seni okumak… Hep diyorum o resim çekip altına hikaye uydurmuyor, zaten gerçek hikayeleri var onların resmini çekiyor. Bana internette bir çok ig hesabı, blog zorlama gibi gelir. Ne giydim, nereye gittim, bakın saatim bu siz de alın, eşimle çok mutluyuz her gün gül yapraklı sofralarda yemek yiyoruz gibi gibi sanki insanın hayatı bunlardan ibaretmiş gibi zorlama sanal sevgi pıtırcıklıklarından hiç hoşlanmam. Diyeceksin belki insan, bari bilgisayarın karşısına geçip öyle de olsa mutlu sahneler görse tek derdi giymek, içmek, yemek olsa sanal da olsa öyle kafası boşalsa sadece mutlu anları görse, okusa hep bir mana mı olmalı görüp, duyduklarımızda… Hayalleri sevsem de hayatın gerçekliğinden yoksun ve maddeyle mutlularmış gibi çizilen profilleri anlamlı bulmuyorum. Blog okuyacaksam gerçek olmalı kalbime dokunmalı içimde bir şeyler dolmalı diye düşünüyorum. İnsanın bu hayatta kulli mutluluğu ve mutsuzluğu diye bir devamlılığı yok. İnişler, çıkışlar, çoook inişler, çooook çıkışlar hep olacak. Çok diplerde olduğumuz zamanlar oluyor ruhen o zaman artık yeter durayım demiyoruz. Yine ihtiyacımız olan her şeyi bedenimize ve ruhumuza sağlamaya çalışıyoruz ki devam edebilelim. Fe inne meal usri yusra Özlem… Ve Annemin küçükken bize kızdığında hep dediği (o zaman ne dediğini çok merak ederdim kuş dilinde kızıyor mu bize acaba derdim) Hasbun Allahu ve ni’mel vekil… O ne güzel vekildir; meğer Allah’tan dayanma gücü istiyormuş! Dua ve Ona dayanarak dediğin gibi durmadan devam edeceğiz. Çocuklar Allah’ın en güzel emanetleri, emanetine senin en güzel şekilde bakacağını düşündüğü için o yavru siz de misafir… Sevgiler…

  • Leave a Reply