Genel

Gelecek De Bir Gün Gelecek! Gelecek mi?

Henüz yazılmayan “yazmak üzerine bir yazı.” vardı ya, zorunluymuşum gibi yazmak üzere bilgisayara geçmiştim, Kağan küvete su doldurmaya yeni başlamış, Zeki okuldan gelir gelmez Lego’larına gömülmüştü. Ahh yazmak için ne harika bir yarım saatti. Yazmak zorunda mıydım sanki? Anlatmak istediklerimi anlatamamış, taslak olarak kaydetmiştim. Aklım sıkışıp duruyor, ellerim aklıma yetişemiyordu. Anlamıştım ki işten ayrıldığımdan beri klavyem de yavaşlamıştı.

İş… Ah iş…

İş, artık alacağım toplantı notları değil alınacak vitrin tozlarıyla yer değiştirmişti. Konu nereden nereye geldi, anlamadınız bile siz, aklım uçtu ışık hızıyla geçmişe. Yıl 2000 bilmem kaç. Küçük hatalar, beyaz yalanlar, yanlışlıklar, yanlış anlamalar, yanlış anlaşılmalar, ahhh hadi tamam büyük hatalar da. İş güzeldi. Yanlış anlamak bile güzeldi, yanlış anlayınca azar işitmek, eve geç kalmak. Hayır azar işitmeyi silin!

Yazdıklarım işte aşağıda:

“Yazmaya başlamıştım, sürekli yazıyordum, yazıyordum ama neden konuşmuyordum da yazıyordum?

Yazmanın gizli olduğunu düşünüyordum. Yazdıklarım gizliydi çünkü, annemi sevdiğimi yazmak, ablama kızdığımı yazmak, babamı özlediğimi yazmak çok kolaydı, söylemek imkansız; duygularımdan utanıyordum.

Hata yapınca özür dilemek utandırıcı, biri şeker verince teşekkür etmek utandırıcı, çocukça oyunlar oynayıp ilgi çekmek utandırıcı… Herşey utandırıcıydı benim için. Yalnızlık güzeldi. Yalnızlık özgürlüktü, fakat anlatmadan da durulmazdı ki. Sayfalarca yazmak, yazmak, yazmak öyle güzeldi ki, konuşmaya gerek yoktu. Sessizce bakmak, kiminde sevgiyle, kiminde kederle bakmak, gözlerle konuşmak demekti. Konuşuyordum ya işte. Ama anlayan azdı, yoktu.

Yazar yazar, yırtar atardım. Bu çok isabetli bir karardı. Çünkü Mehmet’in Günlüğü programına özenip 1900 kaçtan kalma eski ajandanın ilk sayfasına yazdığım Sevgili Günlük yazım ablamın ispiyonlamasıyla ilk günden espri konusu olmuştu evde. Sonra yazdım, attım… Bu böyle sürüp gitti. Büyüdükçe yazmama başka sebepler de eklendi; unutmamak için yazmak, sevdiğimi unutmamak için, kızdığımı unutmamak için, özlediğimi…Yazdıklarım gizli şeylerdi ve ben bunlardan utanıyordum ya, bu utangaçlığı yavaş yavaş atmaya başlamıştım; yazdıklarımı gizlice sahibinin yastığının altına bırakmaya başladım, kimse bana yazdığın mektubu aldım demiyordu. Birbirimize sevgiyle veya kederle bakıyorduk, öyle konuşuyorduk, beni anlamaya başlamışlardı. Acaba herkes mi duygularından utanıyordu, duygularını anlatmaktan?

Dur bir dakika, yazarak kendimle irtibata geçiyorum!

Önce bunu farkettim. İnsan kendini bile anlamıyordu.

Doktorlar hastayı konuşturmaya çalışıyordu, polisler suçluyu.”

Burada bırakmıştım “yazmak üzerine bir yazı”yı.

En büyük şikayetim zaman. Ya hu bir şey bu kadar az olabilir mi? Yazmaya zamanım yok!

Zaman…

Dersine başlamana yarım saatin kaldı dediğimde, “zaman ne kadar hızlı ilerliyor anne, daha 5 dakika önce 1 saatim vardı.” diyor Zeki. Çok doğruydu bu. Kağan’ın 45 dakikalık terapilerinin 10 dakikada bittiğine, ekranda “trenin gelmesine 4dk.” yazısının 1 dk.’ya düşmesine kadar en az 20 dakika geçtiğine yemin edebilirdim. Cuma geliyor, daha bir gün geçmeden öbür cuma geliyor. Bu Japonların “Zamanı İyi Değerlendirme Sanatı” yok mu Allah aşkına! Hem de kağıt katlama sanatı kadar zevkli? Bunu araştıracağım, evet buna zaman ayıracağım.

Benim gözüm hep gelecekte. Hani gelecek de bir gün gelecekti? Benimki bir türlü gelmiyor. Gelecekte; yazacağım, çok kitap okuyacağım, çok film izleyeceğim hem de sinemada pehh, vay anam vay, hayale bak!, dolapları düzelteceğim, tabakları o raftan öbürüne aktaracağım tabi mis gibi temizleyerek, olmayan kıyafetleri ayıracağım yani küçülenleri zayıflara hibe edeceğim, ah keşke büyük gelenleri diyebilsem…

Düşünmeden edemiyorum, hayalini kurduğum gelecek de bir gün gelecek mi?

Previous Post Next Post

1 Comment

  • Reply Arzu ürkmez 1 Haziran 2015 at 12:59

    Gelecek Özlem gelecek… Hep aynı denizde mi boğulur bu kadınlar, çalışan kadın sendromu bu.. Bende böyle konuşuyorum, çalışamıyorum, resim yapamıyorum, ebru-teship yapamıyorum… Bildiğim büyün sanatları yapmsk istiyorum oysa.. Ama Büyüklerim şöyle diyor, sen asıl büyüyünce gör bu günlerini çok arayacaksın! Sahi bu günlerimi çok mu ararım? Bazen diyorum yahu herkesin çocuğu var işte büyüyorlar, benimki de büyüyecek, hatta başarabilirsem bir kardeşi olsun isterim Nehirimin.. O da bayılacak kardeş diye hadi artık doğur deyip duruyor… Biz kendimizi çok mu sıkıyoruz? Yok ruhumuz beslenmiyor bizim! Ondan oluyor bunlar…

  • Leave a Reply